Dolu dolu Paris

Paris'e sorunsuz gelebildik ama biraz stres yaşadık. Barcelona'da, aynı bizim gibi Paris'e gelecek olan Burak ve Doruk ile tanıştık. Yine Galatasaray vesile oldu tanışmamıza aslında :) Ben uzaktan çantalarındaki GS bayrağını gördüm ve Serdar'a " Oğlum İtalya'dakinden sonra bak yine Galatasaraylı bir yabancı gördüm" dedim, ama Türk çıktılar :)

Bizi Paris'e getiren gece treni rezervasyon gerektiriyor ama gişedeki Fransızlar İnterrail yapanların en son vagona binebileceğini söylediler, bizler de öyle yaptık. Ama sonradan anladık ki buradaki koltuklar da rezervasyonluymuş. Eğer başkası sizin koltuğunuzu almışsa mecburen kalkıyorsunuz, varsa başka boş bir koltuğa yoksa koridora falan oturuyorsunuz. Biz şanslıydık, kimse kaldırmadı. Gece aslında biri geldi, bizim yattığımız koltuğun numarasına uzun uzun baktı ama sonra boş bulduğu bir yere oturdu. Biz uyumuş numarası yapıyorduk, kıyamadı herhalde bize :)

Sabah erken saatlerde Paris'e vardık. Buz gibi kapalı bir hava var, nerede o İspanya sıcağı. Arkadaşlarla hemen hostele gidip, eşyaları bıraktık. Metro ile buraya gelmek aslında çok kolay ama biz biraz kaybolduk :) Garda, hosteli sorduğumuzda metro ile gidebileceğimizi ve 3,4 alternatif metro güzergahını kullanabileceğimizi söylediler aktarmalar ile. Biz hepsini birbirine karıştırdık, biraz zaman kaybettik.

Sabahtan, yanımıza bir de top alıp yürüyerek gezinmeye başladık. Paris'in o geniş ve boş sokaklarında top oynaya oynaya Eyfel'e kadar gittik. Burada çimlerde kendi aramızda top oynarken karşıdan bize bakan 2 Alman'ı farkettim ve onları da çağırıp mini bir maç yaptık :) Maçtan sonra ise büyük bir hata yapıp, terli terli Eyfel'e çıkmaya karar verdik. Önce 2 kat yürüyerek çıktık, son kat ise sadece asansörle çıkılıyor. Yanımızdaki arkadaşlar biraz yüksekten korksalarda korka korka çıktık. Gerçekten gelip görülmesi gereken bir manzara. Tüm Paris gözüküyor, ayrıca altta bilgiler de mevcut. Örneğin ileride büyük bir mavi bina gördünüz ve ne binası olduğunu merak ettiniz. Hemen camın altında önemli binaların resimleri ve açıklamaları mevcut, güzel düşünülmüş. Aşırı bir rüzgar vuruyor size. İşte bu rüzgar benim tekrar hastalanmamı sağladı. Ayrıca bir de Eyfel'den aşağı gözlüğümü düşürdüm. Bu da ilginç bir anı olarak kalacak artık :) Günü bu şekilde noktalayıp hostele döndük(26 Ağustos akşamı).

Önceki gün Eyfel'e terli terli çıkınca benim ateş yine yükseldi. Sabah ilk olarak bir hastaneye kontrole gittik. Türkiye'deki üniversite hastaneleri gibi, önce biz üniversitesine girmişiz, sonra tarif edilen yere gidince hastaneyi de gördük. Lakin bir sorun var, biz Fransızca bilmiyoruz, kimse İngilizce konuşmuyor. Beden diliyle bir şekilde anlaşarak bizi bir bölüme yönlendirdiler. Oradakiler de sadece Fransızca konuşuyor, anlaşamıyoruz. Ateşim var, halsizim, öksürüyorum. Yardım edin! En sonunda duvardaki domuz gribi tabelasını gösterip hastaneyi ayağa kaldırdım :) Beni hemen karantinaya alıp biraz İngilizce konuşabilen, muhtemelen bir tıp öğrencisi, bayan bir doktor getirdiler. Nabzıma, ateşime baktı, belirtileri sordu. Hepsi var bende! Sonra odanın dışında hocasıyla konuştu aha dedim burada ölüp gideceğiz. Sonra kız gülerek yanıma geldi, "Durum kötü, ama ölmeyeceksin!" dedi, bir an tansiyonum fırladı, sonrasında da "Sen domuz gribi değilsin, boğazında sorun var dedi" öyle bir rahatladım ki :) Bir ilaç verdiler ve beni taburcu ettiler.Sonrasında Serdar ile bu olayı konuşuyorken, hastanenin bana verdiği hasta kaydını görünce koptum: Hasta Adı:Emre, Soyadı: Soyadı Bu kadar mı İngilizce'niz be Fransızlar :)

O gün, hastaneye gidiyorken bir Türk restoran gördük. Her tür kebap, tatlı mevcut. Akşam yemeğini burada yemeye karar verip günü Şanzelize'yi gezip, PSG Store'u görüp geçirdik. Ardından Notre Dame Katedral'ini ve Louvre Müzesi'ni gezdik. Etrafta onlarca ünlü ressamın koca koca eserleri görünce içimizdeki Mona Lisa aşkı kabardı ve büyük bir merak ile Mona Lise'nın sergilendiği salona geçtik. Aman tanrım ! O ünlü kocaman Mona Lisa ufacık çıktı, 77*53 cm ebatlarında !

Akşam yemeğini Türk restoranda yedik, ben ali nazik, Serdar hünker beğendi yedi. Gerçekten özlemişiz bu tatları. Gece de biraz internete girdik, ertesi gün için planlarımızı yaptık. Yarın istikamet Disneyland, biletlerimizi hostelden aldık.2 park 53 Euro, Disneyland Park ve Walt Disney Studios Park.

Bütün günümüz Disneyland'da geçti. Sabahın erken saatlerinde gelip, akşama kadar eğlendik. Özellikle Disneyland Park'da Space Mountain, Big Thunder Mountain, Pirates of the Caribbean, korku evi Phantom Manor, Riverboat, Indiana Jones and Temple of Peril görülmesi gerekenler. Bunların yanında Walt Disney Studios Park'da ise çok daha farklı alternatifler var. Ben şahsen bu parkı daha çok beğendim. Özellikle Armageddon Special Effects, Rock n Roller Coaster, Twilight Zone Tower of Terror,Crush Coaster en iyileri. Rock n Roller, yer altında giden bir roller coaster. Armageddon'da özel efektleri görüyorsunuz, o anları tekrar yaşıyorsunuz. Tower of Terror korkunç bir kule, asansörle geziniyorsunuz. Aniden hızlanıp, duraksamalar ve düşmeler gerçekten adrenalinizi arttırıyor. Sonuç olarak Paris'e gelenlerin mutlaka uğraması gereken bir nokta Disneyland.

Disneyland şehirden tren ile gidildiğinde bir saatlik bir mesafede. Ancak gidiş ortalama 14 Euro'ya geliyor. Biz giderken ücretsiz gelebildik de dönüş yolunda bilet almamızı istediler. Cebimizdeki nakit paranın çoğunu tren biletine verdik. Biraz nakit sıkıntısı çektik bu yüzden de son gecemizde yapmayı düşündüğümüz bir pub crawl olayını da gerçekleştiremedik.

Yarın öğlen Amsterdam'a doğru yola çıkacağız. Akşama orada olmayı planlıyoruz.

0 yorum: